ASİMİLASYON VE SONUÇLARI

Bazı çığlıklar vardır, kulaklarınız duymaz ama hissedersiniz. Beyninizi kemirir dururlar, yüreğinizi yakar eritirler.  

Böylesi sessiz çığlıkları koparan sorunlar; toplum olarak binlerce yıl yaşadığınız topraklarda, kendinize ve coğrafyanıza yabancılaşmanızdır; atalarınızın binlerce yılda elde edebildiği ve bir insanlık mirası olarak size devrettiği kültürel birikiminizin yok oluşudur; anadilinizin erimesi, geleneklerinizin yavaş yavaş terk edilmesi, müziğinizin yabancılaşması, tınılarının farklılaşmasıdır; sizi farklı kılan, özel kılan, şekillendiren, sizi siz yapan her şeyin, isteğiniz dışında elinizden bir ipek misali kayıp gitmesidir.
Bu sorunları yaratan da asimilasyondur.
Asimilasyonu yaşamayan bilmez, bilemez. Tarifi de güçtür, kelimeler, cümleler, kitaplar da bazen yetmez.

 

 

 

 

ASİMİLASYON
Toplum bilimcileri, egemenlerin farklı kültürleri yok etme çabasını asimilasyon olarak tanımlıyor. Yani farklı etnik kökene sahip toplumların farklı kültür birikimlerini (din, dil, gelenek, alışkanlık, vb.) ve aidiyet duygularını, egemen kültür ve kimlik dokusu içinde eritip yok etmektir asimilasyon.

 

ASİMİLASYONUN YÖNTEM VE AŞAMALARI
Asimilasyonun farklı yöntem ve aşamaları mevcuttur. En çok kullanılan yöntemlerin başında, demografik değişim gelir. Bu yöntemle, yok edilmesi hedeflenen heterojen toplum, başka yerleşim bölgelerine, azınlıkta kalacak şekilde dağıtılır. Bu yöntemin yanı sıra bu toplumun arasına çoğunluğu teşkil edecek şekilde farklı kültürel yapıya sahip bir nüfus da yerleştirilebilir.

 

DİLİNİ KAYBETME, ZORLA DİN DEĞİŞTİRME
Bir toplumu yaşatan, dili, kültürü ve gelenekleridir. Bu yüzden de yok edişin en etkin yöntemlerinden birisi, kültürünü eritip yok etme olarak ifade edebileceğimiz de-kültürizasyondur. Asimile edilecek toplumun okulları kapatılır, dili, gelenek ve görenekleri tamamen veya kısmen yasaklanır, dinini değiştirmesi dayatılır, vb. Yaşadıkları yerlerin, doğdukları toprakların isimlerinin değiştirilmesi, söyledikleri şarkıların sözlerinin egemen kültürün diline uyarlanması, halkın kendi ana dilini konuşacak alanların bırakılmaması adım adım uygulanır.

 

YENİ KÜLTÜR KAZANDIRMAK
Son aşama ise re-kültürizasyon olarak tanımlayacağımız egemen topluluğun kendi kültürünü aşılamak, yeni kültür kazandırmak için yürüttüğü çalışmalardır. Bu aşamada, egemenin kendi dilinde okullar açılır, gelenek ve görenekleri aşılanır, anaokulu veya ilkokuldan başlamak suretiyle körpe beyinlere uydurma bir tarih bilinci yerleştirilir ve böylece heterojenler homojenleştirilmeye çalışılır.

Ancak ne var ki farklı toplumları asimileye yeltenen egemenlerin bütün çabalarına rağmen, henüz dünyada yüzde yüz oranında gerçekleştirilmiş bir asimilasyon söz konusu değildir. Çünkü asimilasyona tabi tutulan toplumların güçlü kültürel öğeleri (Bayram, düğün, bir takım gelenekler, görenekler, vb.) asimile edildikleri yeni kültüre revize edilerek adapte edilir. Ayrıca, yeni dilde karşılığı olmayan bütün kelimeler ve dilde bulunan bazı farklı ses birimleri (Fonemler) de yeni edinilen dile kayar. Bu nedenle, asimile edilmiş toplumlar, her zaman kendi geçmişlerine ait birtakım izleri, kültürel bünyelerinde mutlaka taşırlar. Duyduğunuz bir müziğin tınısında, yediğiniz yemeğin tadında, belki de yüzlerce yıldır ölmeyen bir zanaat ya da sanat eserinde yok edilmesi hedeflenen ama başarılamayan toplumun izleri yaşar.

ASİMİLASYONUN YARATTIĞI SONUÇLAR
De-kültürizasyonun başından re-kültürizasyonun son aşamasına kadar geçen süreç, bir topun zirveden alçalışı ve yere değdikten sonra tekrar zirveye yükselişine benzetilebilir. Yani, asimilasyona tabi tutulan toplumlar, kültürel zirvelerinden yavaş yavaş dibe iner, sonra da duruma göre seyreden bir hızla, yeni dil ve kültürlerinde yükselmeye başlarlar. Fakat bu alçalış ve yükseliş, bazen yüzyılları, bazen de binyılları aşan bir süreci gerektirebilir. Çok radikal yaptırımlarla bile, en az birkaç jenerasyon sonrası için bir aşama kaydedilebilir. Elbette ki bu sürecin hızı, egemen gücün kendi kültür gücüne, asimile edilecek topluma ulaşabilme imkânlarına, topluma hâkim olabilme durumuna, dayatma gücüne ve asimileye yönelik verdiği çabasına dayalı olarak da değişebilir.

 

DİL YETERSİZLİĞİ VE ZORUNLU ÇİFTDİLLİLİK
De-kültürizasyonun son zamanları (yani dip nokta), anadili zayıflayıp asimile olunan dilin desteğine ihtiyaç duyulduğu; kelime hazinelerinin günlük birkaç yüz kelimeye kadar gerilediği veya insanların ancak iki dille meramlarını anlatabildiği noktadır. Bu noktada bulunan toplumların bireyleri yavan bir eğitimle; üniversite düzeyinde bile olsa, asimile oldukları yeni dilden kelime hazinelerine ekleyebilecekleri yeni kelimeler, yaklaşık olarak, hafıza raflarında anadillerinden geriye artakalanlar kadar, belki daha da azdır. Bu nokta, asimile edilmiş toplumlar için çok karanlık bir süreçtir. Bu durumda bulunan bir toplumun bireyleri, ürkütücü derecede bir cehalet içinde, adeta bukalemunlar gibi sürekli renk değiştirerek yaşamaya çalışırlar. Bunlarda her tür yobazlık ve bağnazlık doruk noktadadır. Kişilik sorunları yoğundur. Birçokları Stockholm Sendromuna yakalanarak celladı olan egemene taparcasına âşık olurlar. Egemenin en ateşli destekçileri olurlar. Yalakalıkları tiksindirici derecede sırıtır. Asimilasyona direnen kişilerden nefret eder, soydaşlarına düşman kesilirler. Bir ülkenin en bağnaz milliyetçileri, çoğu kez bu gibilerden müteşekkildir. Egemenin ait olduğu millete ait olduklarını sıkça dile getirirler. Ancak ait olduklarını iddia ettikleri milletin dilini en kötü okuyup yazabilen, konuşup anlayabilen bunlardır. Kültürel geri kalmışlıklarının, çağa göre modernize olamamalarının suçunu da, henüz yok edemedikleri anadillerine, gelenek ve göreneklerine yüklerler. Gerçek kimlikleriyle ilgili bütün delilleri sunsanız, egemen tarafından uydurulan söylemlere sığınır veya dinsel inançlarını ön plana çıkararak, kendilerine egemenle ortak ve vazgeçilmez bir kimlik oluşturmaya çalışırlar.

 

ANADOLU HALKLARININ DİL AÇISINDAN BULUNDUKLARI NOKTA
Ne yazık ki Anadolu halklarının önemli bir bölümü, yukarıda sözü edilen dip noktadadır. Gelişim yelpazesi toplumlar arası değil, daha çok bireyler düzeyindedir. Anadolu halklarından kastedilen, kökeni Orta Asya’ya dayalı olmayan yerli halklardır. Bunların nüfus oranı oldukça yüksektir. Ülkemizde gerçekte Orta Asya kökenliler ise azınlıktadır. En azından, son zamanlarda yapılan DNA testlerinden[1] de bu gerçek ortaya çıkmaktadır. Bu halkların dışında, gerçekte Türk olanlar bile günümüz Anadolu Türkçesine, oluşmuş, oluşturulmuş olan kültüre yeterince vakıf değiller. Türkçe konuşmakta en az asimile olmuş diğer Anadolu halkları kadar zorluk çekmektedirler. Çünkü her kültür, kendi coğrafyasında ve ancak binlerce yılda gelişebilir, yerlileşebilir. Oysa Türkçe, Anadolu coğrafyasını halen kapsamamakta veya kapsayamamaktadır. Henüz yabancı bir dil gibi durmaktadır. Ayrıca, günümüzde eğitimi verilen Türkçenin çoğu kelimeleri TDK tarafından masa başında üretilmiştir. Bütün ticari, siyasi ve teknolojik kelimeleri ya yabancıdır veya uydurmadır. Durum böyle olunca, asimile edilmeye çalışılan heterojen halkların re-kültürizasyonu da doğru dürüst yaşanamamaktadır. Böylece bireyler, de-kültürizasyonun dibinde, eveleme ve geveleme evresinde çakılıp kalmıştır.
Kazanılan yegâne ortak kültür; maalesef içi boş, değersiz, neredeyse tüm dünyanın edinmiş olduğu kapitalist tüketim kültüründen başka bir şey değildir.

Bu coğrafyada böylesi ne çığlıklar koptu, kopuyor, daha ne kadar kopar, kopacak kim bilir…

İşte…
Bakın yine bir çığlık daha…
Duyuyor musunuz?
Asimilasyona karşı çaresizliğin dayanılmaz çığlığı yine yürekler yakıyor…
Hissediyor musunuz?

 

Yazan: Vahit Tursun, 25.08.17 Atina